İsterse, Beş Yıl Sınıfta Kalsın…

• Yeter ki:
1- Duygu dünyası, iç dinamikleri zedelenmesin,
2- Ailesine karşı “aidiyet” hissi yara almasın…
• Çok değil; 10 gün içinde gerçekleşen mucize şöyle gelişmiştir:
“- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
– Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım…hayatım değişti.
– O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size,
teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
• O seminerin bitişine doğru dediniz ki:
– “Bir insanın anavatanı çocukluğudur.
– Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur.

– Bir annenin, bir babanın en önemli görevi,
çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”
– Dokuz yaşındaki oğlum;
– Ben işten eve gelince beni görmemeye,
benden kaçmaya çalışıyordu…
– Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
• Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum:
– “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?
– ” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor,
daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu.
– Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum.
– Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu.
– Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
• – Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım:
– “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum.
– Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm;
– Otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım:
• Diyelim ki:
– Bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın,
ama doya doya çocukluğunu yaşasın…

• Kararımı uygulamaya koydum…
• Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, çocuğumla beraber sokağa çıktık.
– Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar;
– Birlikte sokakta oyun oynadık.
– Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık.
– Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık.
– Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve,
o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım.
• Her gün, her gün, her gün oynadım.
• Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba,
bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu:
– Bana döndü ve dedi ki:
– Baba ya, ben seni çok seviyorum.
• Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım.
• Çünkü farkına vardım ki,
– Şimdiye kadar beni sevdiğini bana hiç söylememişti.
– Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim;
– Belki ömür boyu söylemeyecekti.

– “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm.
– Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım…
• Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen:
– “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. – Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun.
– Ödevlerine ilgi gösterin,
– Sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin.
– Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti…
– O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum…
• Yeni veli toplantısına gittim.
-Sıralanın en arkasına geçtim, ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye.
– Mahcup olacağımı düşünüyordum.
– Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum.
– En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.
* Sıra bende!
* Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi:
– Siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi.
– Hiç cevap vermedim, önüme baktım.
– Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi.
– “Çok mu kötü hocam?” diye sordum.
– Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi.
– “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor,
ödevleri iyileşti,
tam istediğim öğrenci oldu.
– Ne yaptınız bu çocuğa siz?”
• Hocam biliyor musunuz:
– Öğretmenin karşısında ağlamaya başladım…”
• NOT:
– Takipçilerimden, Sn.Zeynep Buruk Doğanay’ın gönderdiği,
Sn.Prof.Dr.Doğan Cüceloğlu hocanın yazısından düzenlenmiştir.
– Hocamıza ve Doğanay’a minnettarım.
(http://cocuklargulsundiye.wordpress.com/…/dogan…/)dan uyarlanmıştır.

PSK. DR. YAŞAR KURU

Bunları da beğenebilirsin Yazarın Diğer Yazıları

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.