Mendillerinizi Hazırlayın – Yaşanmış Bir Olay

* Sizi,bizzat yaşanmış bir olayla ve,
“heykeli dikilecek” bir öğretmenle tanıştıracağım.
• Olayın kahramanı;
halen mesleğini Bursa’daki bir okulda icra eden genç sayılabilecek yaşta bir öğretmenimiz.
– Üniversiteden yeni mezun olan öğrencisi Sn. Önder Yalın’ın,
ilkokuldaki ilk beş yıllık öğrencilik anısını gözlerinizin önüne sermek istiyorum.
• Bursa’da bir devlet ilkokulunda görevine devam eden (x) isimli,
çok değerli öğretmenimize ulaşıp iznini alamadığım için,
ismini ve görev yaptığı okulu bende saklı kalacaktır.
– Mesleğinde böylesine başarılı olan öğretmenlerimizin,
herkes tarafından bilinmesi taraftarı olmama rağmen,
bizzat yaşanmış bu olayda, kendilerini sizlerle tanıştıramadığım için gerçekten üzgünüm.
• Sözü; anlattıklarını olduğu gibi aynen naklettiğim,
şanslı öğrencisi Sn. Önder Yalın beyefendiye bırakıyorum:
• ‘’Hocam, insanlar kaç yaşa kadar küçüklüklerini hatırlarlar bilemiyorum ama ben,
dört yaşından beri geçen yıllarımı bir film şeridi gibi
çok rahatlıkla gözümün önüne getirebiliyorum.
– Hele; ilkokula ilk başladım günü ve okulda, evde, sokakta, oyunda…
geçen o beş yılımı saati saatine hatırlayabiliyorum desem, bilmem inanır mısınız…
• Okula başladığım o ilk gün; hemen her çocuk gibi,
annemin elinden tutarak erkenden okula gittim.
– Bizim gibi; mahalleden birçok arkadaşım da anneleriyle birlikte oradaydı.
– Tören için sıraya dizildiğimizde annelerimiz, avlunun bir köşesinde öbeklenmiş bizi izliyorlardı.
• Tören sonrasında merak ve heyecanla sınıfımıza doluşmuştuk.
– Hepimizde aynı tedirginlik:
– Acaba öğretmenimiz nasıl biriydi…
– Aksi, asabi biri mi; yoksa sakin ve uysal mı…
– Bizi sevecek mi yoksa bize kızacak mı…
• İçeriye; sonradan öğrendiğimiz, mesleğinin henüz ilk yıllarında olan,
yeni bir erkek öğretmen girdi…
– Güleç yüzüyle, tebessüm eden simasıyla ve kadife gibi yumuşacık sesiyle,
‘günaydın çocuklar’ diyen, sımsıcak biriydi.
– Neredeyse herkes bir anda derin nefes çekerek hafiften ‘oh be’ dedi.
– Bunu duyan öğretmenimiz, oralı olmadı…ama tahmin etiğinden emindim.
– Kendisini tanıttıktan sonra, tüm öğrenciler sırayla isimlerini söyledi.
• Tanışma faslı bitince ilginç bir şey oldu:
• Sırayla bütün sıraların başına gelerek her birimizi tek tek kucakladı.
– İzin isteyerek hepimizi yanaklarımızdan öptü…
– Hatırımızı sordu, bizi çok sevdiğini söyledi…
• Üçüncü teneffüse çıktığımızda,
annem dahil altı arkadaşımızın annelerinin halâ avluda bekleştiklerini gördük.
– Hemen annelerimizin yanına koştuk ve onları itekleyerek evlere gönderdik…
– Çünkü; öğretmenimizle, bu kısacık süre içinde tamamen kaynaşmıştık.
– Sınıfta kırk altı kişiydik ve hiç birimizde en ufak bir tereddüt yoktu…
• Hocam; fazla uzatmak istemiyorum ama,
insan ömrü için oldukça önemli olan beş yıl gibi bir süre zarfında, öğretmenimiz:
– Birimizi dahi hiçbir zaman azarlamadı,
– Yine size tuhaf gelecek ama, hiçbirimiz ondan tek fiske bile yemedik.
– Hiçbir zaman bize bağırmadı.
– Asla kızmazdı.
– Kızdığını hiç görmedik…
– Tek bir arkadaşımız bile beş yıl boyunca hiçbir ceza almadı.
• Sonuçta Melek değildik;
varoşlarda yaşayan kırk altı ayrı ailenin çocuklarıydık.
– Her birimizin kültürü, aile terbiyesi farklıydı.
– Buna rağmen; böyle bir öğretmenin karşısında tek vücut olmuştuk.
• Şöyle ki;
– Onu üzmemek, onu kırmamak için her türlü çabayı gösteriyorduk.
– Çünkü;
biz ailelerimizden bile böylesine saygı, bu şekilde bir değer görmemiştik.
• Ne yalan söyleyeyim hocam;
okula gelince kendimizi ‘adam’ gibi hissediyorduk…
– Kendimizi;saygın, kişilikli, değerli buluyorduk…
– O, bunu bize çok güzel “hissettirmişti”.
• Hocam, bakar mısınız;
– Bir öğretmen, beş yıl boyunca ev ödevi vermez mi hocam?
– Yıllarca:
– Ne ev ödevi, ne tatil ödevi ne de evde çalışmamız için ders verdi…
• Paşa paşa öğrencilik yaptık.
• Sadece yarıyıl tatillerinde değil,
yaz tatillerinde de kendilerine ödevler verilen diğer sınıftaki çocuklara hava basıyorduk…
• Yine size çok enteresan bir şey söyleyeyim hocam:
– Dördüncü sınıfa geçmiştik.
– Sebebini hatırlayamadım; sınıfa büyük dolaplar yaptırmıştı. Her öğrencinin ayrı gözü vardı.
– Paydosta eve çanta taşımamızı istemiyordu.
– Hepimize dolap anahtarı verdi.
– ‘Çantalarınızı dolaplara kilitleyip eve gidin’ demişti…
• Böyle bir öğretmene karşı şımarmak şöyle dursun,
onunla avluda, koridorda, sokakta karşılaşınca ona nasıl saygı göstereceğimi şaşırıyorduk…
• Galiba üçüncü sınıftaydık:
– Okula gittiğimiz bir sabah; müdürümüz sınıfımıza geldi:
– “Çocuklar; öğretmenimiz on gün rapor aldı.
– Evlerinize gidebilirsiniz” dedi…
• İnanır mısın hocam:
– Kimse yerinden kalkmadı.
– O, on gün süre içinde, öğretmenimiz varmış gibi, sınıfa giriyorduk.
– Dersler süresince ‘çıt’ çıkmadan kendi kendimize ders çalışıyorduk.
– Sınıf başkanımız, öğretmen masasına geçiyordu ve sükûneti sağlıyordu…
– Tam on gün böyle devam ettik.
• Öğretmenimizin raporlu olduğu günlerden birinde okula müfettiş gelmişti:
– Müdür bey kendisine, sınıfımızın öğretmeninin raporlu olduğunu, ama bizim hiç fire vermeden her gün okula gelip gittiğimizi söylemiş…
– Ders esnasında içeriye, birden yabancı biri girdi…
– Kendisinin müfettiş olduğunu, durumu çok iyi bildiğini söyleyerek,
bizim tek tek başlarımızı okşayarak, sırtımızı sıvazlayarak tebrik etti ve yanındaki müdürümüze dönerek:
– ‘Bana bu öğretmeni mutlaka gönderin’dedi…
• Olacak ya; gelmez gelmez, annem;
öğretmenimizin raporlu olduğu bir gün okula gelmiş.
– Sınıfın kapısından içeriyi dinlemiş.
– Hiç ses çıkmadığını görünce ‘öğretmenleri galiba gelmiş’ deyip eve gitmiş…
– Akşam bana anlattığında epey gülmüştüm…
* Son bir şey daha hocam:
– Bütün sınıfın en şanssızı bendim.
– Çünkü ortaokulu İzmit’e aldırmak zorunda kaldık.
– O öğretmenimizin bütün öğrencileri şu anda en güzel görevlerde.
– Çünkü öğrencileri ile orta okulda bile hep, yakından ilgilenmiş…
– Ben ise, Ekonometri okudum…”

PSK. DR. YAŞAR KURU

Bunları da beğenebilirsin Yazarın Diğer Yazıları

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.